Sandalye’de oturan çocuk…

Yıl: 1979 duvarları makine yağıyla boyanmış gibi duran, merdivenleri inen çıkan makinelerden dolayı harap olmuş, karanlık koridorlarla ulaşılan küçük atelyelerden oluşan sanayi çarşıları… Ahı gitmiş vahı kalmış ikinci el ithal veya acemiliğini atmaya çalışan ustalarca üretilmiş yerli enjeksiyon makineleri, eli yüzü kararmış işçiler, marka ile alınan koyu acı karbonatlı çaylar, parayla çalışan kilitli telefonlar, bol gıda boyalı oralet, karaborsa hammaddeler, makine gürültüleri, büyük şehre yeni göçüp gelmiş türlü aksanda konuşan işçiler, elektrikler kesilene kadar kasetlerden yükselen arabesk müzikler ve en barizi her yeri; binayı, makineleri, ustaları, çırakları, işçileri, çayları, telefonları, hammadde torbalarını ve kapaksız boğuk sesli kasetçaları, kara bir is gibi kaplayan makine yağı. Sandalye’de oturan çocuk için makineler, çalışanlar ve çalışmak ne kadar ilginç olsa da, ortam bir o kadar soğuk, pis ve kasvetli…

İşte tam da burası… Türkiye’de plastiğin başladığı yer. İstanbul Bayrampaşa. O sandalyede oturan çocuklarda ve onu her fırsatta atelyesine getiren babaları da, plastik endüstrisi de, buralardan emekleyerek bugünkü noktalara ulaştı.

Bugün bebeğimizin konduğu küvezde, yediğimiz tabakta, içtiğimiz bardakta, elbiselerimizde, ayakkabımızda, evlerimizin penceresinde, kapısında, yerdeki halısında, borusunda, izolasyonunda, diş fırçamızda, televizyonlarımızda, bilgisayarımızda, buzdolaplarımızda, oynadığımız topta, emniyet kemerlerimizde, arabamızda, uçaklarda, sadece sağlıkta değil, hastalıkta da yanımızda…   Lensimizde,  ameliyat ipliklerinde,  işitme cihazlarında, vücutta kullanılan bir çok protezde, kalp kapakçıklarında, daha akla gelebilecek bir çok yerde plastik hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Yüzyılımızın malzemesi...

Ve plastik Türkiye’de başarının adı oldu. O atelyelerden gelişen bu sektör, azimle, hırsla ve aşkla, bu kitap baskıya girerken Turkiye’yi Avrupa’nin en büyük üçüncü Plastik İşleyicisi ünvanına taşıdı.

Sandalye’deki çocuk, büyüdü ve kokusunu aldığı, şekilden şekile girerken zerafetini gördüğü, sıcaklığını hissettiği bu malzeme ile uzun bir aşk yaşadı, yaşıyor…

Yavuz EROĞLU