Capital dergisinden Aslı Sözbilir'in Genel Müdürümüz Yavuz Eroğlu ile yaptığı Röportaj Green Business Eki’nde yayınlandı.

Temiz deniz için işbirliği şart

Yavuz Eroğlu’yla çevreye olan ilgisini WFO’da yaptığı çalışmaları konuştuk.

SEM Plastik Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Eroğlu, Avrupa’da başlatılan Waste Free Oceans (WFO-Atıksız Denizler) hareketinin Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Başkanlığı’nı yürütüyor. Bu kapsamda Türkiye ve bölge kıyılardaki temizlik çalışmalarını sürdürüyor. Eroğlu, Türkiye’de plastik dışında diğer sektörlerin bu konuya ilgisizliğinden yakınıyor. Yalnızca kapımızın önünü süpürmekle çevre kirliliğinin önüne geçemeyeceğimize dikkat çekiyor ve “Türkiye’nin kıyılarındaki atıkların yarıdan fazlası Türkiye kaynaklı değil. Su, atıkları taşıdığı için bunu önlemenin tek yolu dünya çapında bir işbirliği” diye konuşuyor.

Avrupa’da başlatılan Waste Free Oceans (WFO-Atıksız Denizler) hareketinin Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Başkanlığı’nı SEM Plastik Yönetim Kurulu Başkam Yavuz Eroğlu yapıyor. İTÜ’deki öğrenciliği sırasında aile işi olan ambalajcı-lık nedeniyle plastiğin çevre etkileriyle ilgilenmeye başlaması onu bugünlere getirmiş. Eroğlu, çevrecilik konusunda “kuru gürültüye değil, sorumlu endüstri kavramına inanıyor. “Ben işimi yapıyorum, parayı cebime koyup gidiyorum devri geçti. Artık insanlar bu konuda hassas. Gerçekten işinin sürdürülebilir, kalıcı olmasını istiyorsan topluma karşı bir iş yapamazsın” diye konuşuyor.

Katı atıkların denize boşaltılmasıyla özellikle İskenderun ve Marmara kıyılarında oluşan kirliliğe dikkat çeken Eroğlu, yalnızca kapımızın önünü süpürmekle kurtulamayacağımızı söylüyor. “Türkiye’nin deniz kıyılarındaki atıkların yarıdan fazlası Türkiye kaynaklı değil” diyen Eroğlu, suyun atıkları taşıması nedeniyle bunu önlemenin tek yolunun dünya çapında bir işbirliği olduğunu söylüyor. Yavuz Eroğlu’yla çevreye olan ilgisini WFO’da yaptığı çalışmaları konuştuk:

Çevre duyarlılığınız ilk olarak ne zaman başladı?
1994 yılında İTÜ’de öğrenciyken sanayiinin içinde küçük çaplı bir ambalaj atölyemiz vardı. Plastikçi olduğunuz zaman çevre konuları daha da enteresan olmaya başlıyor. O günlerde, İTÜ mühendislik ağırlıklı olduğu için okulda mobin sarma kulübü bile vardı ama çevre kulübü yoktu. Bir gün böyle kantinde benim gibi
meraklı bir arkadaşımla konuşurken dedim ki “Buradaki öğrencilerle birlikte böyle bir şey kuralım. Çevre konularını hem kendi adımıza araştıralım, işin gerçekleri ne öğrenelim, hem de bununla ilgili aktivite yapalım.” Önce kimseyi kulübe katılmaya ikna edemedik. Biz de eğer şaşalı bir açılış yaparsak insanlara çekici gelir düşüncesiyle orada biraz hile yaptık. İki kişilik kulübün üyeleri olarak dönemin çevre bakanı Rıza Akçalı’ya açılış daveti içeren bir yazı yazdık. Öyle bir yazıydı ki okuyan bu kulüpte herhalde bin kişi falan var zanneder. O dönemde de Habitat Zirvesi başlayacak. Açılışı yaptıktan sonra Habitat kapsamında bir şeyler yaparız diye düşünüyoruz. Nitekim bakanı kandırdık. Bakanın katılımıyla çok sansasyonel bir açılış oldu. Hatta rektör bile şaşırdı bir kulübü açmaya bakan mı gelirmiş diye. Ondan sonra hemen Habitat dahil pek çok aktivite yaptık. Çevre ilgim bu şekilde başladı ve hayatım boyunca da bunu sürdürmeye çalıştım.

Peki siz plastiğin çevreye zararı konusunda rahatladınız mı?
Çevre konusunda plastiğin en iyi alternatif olduğunu söyleyebilirim. Dünyadaki toplam petrolün aşağı yukarı yüzde 40’ı taşıt araçlarına gider. Yüzde 40’ını evlerde yakarız, yüzde 4’lük en işe yaramayan kısmı ise plastik üretimine gider. Plastik geri dönüşümü en kolay malzemedir. Cam gibi diğer malzemeler çok yüksek ısılarda, çok zor şartlarda geri dönüşür. Sabah saçımızı yıkadığımız şampuandan, ayağımıza giydiğimiz terliğe, gözümüzdeki lensten, üzerimizdeki kıyafete her şeyin içinde plastik var. Bu ürünlerin plastikten yapılmasının nedeni de plastiğin ucuz olması. Dünyada bu kadar artan bir nüfusu giy-direcek kadar ne yün ne de pamuk var. Yani plastik, plastikçiler üretiyor diye değil, ihtiyaçtan kullanılıyor. Fakat bir ülkede geri dönüşüm sistemi yoksa o zaman problemimiz var. Bugün arabaların tamponları, otellerdeki siyah askılar gibi pek çok ürün geri dönüştürülmüş plastikten yapılıyor. Dolayıyla siz o ilk başta yüzde 4’lük petrolden elde ettiğiniz ürünü defalarca geri dönüştürerek kullanılabiliyorsunuz.

Kıyı temizliği konusuna neden odaklanma ihtiyacı hissettiniz?
Ben Avrupa Birliği kapsamındaki Avrupa Plastik Üreticileri Birliği’nin (EUPC) icra kurulu üyesiyim. İki yıl önce Avrupa Parlamentosu milletvekili, Çevre ve Halk Sağlığı Komisyonu Başkam Anna Rosbach, AB kıyılarındaki deniz atıklarının temizlenmesiyle ilgili Waste Free Oceans (WFO-Atıksız Denizler) adlı bir vakıf kurmuş. Rosbach, atıkların çoğu plastik olduğu için sorumlu endüstri kavramı gereğince EUPC’ye “Birlikte temizleyelim” demiş. EUPC de bunun bir ortağı olmuş. Dolayısıyla ben bu projeyi gördüğümde hemen ne yapabilirim diye düşündüm. Bir de Türkiye’de hep nükleer enerji ve kara atıkları konuşulduğu için deniz atıklarının çok farkında olmadığımızı fark ettim. Avrupa’da ise bugün bu konu, çevreyle alakalı birinci gündem.

WFO ile çalışmaya nasıl başladınız?
Ben onlara “siz bu aktiviteyi yanlış yapıyorsunuz” dedim. Çünkü onların vakıf senedi Avrupa’nın denizlerini 2020’ye kadar temizlemek üzerine kuruluydu. Ben de “Siz istediğiniz kadar temizleyin biz Türkiye’den kirletiriz” dedim, şaşırdılar. Çünkü deniz atıklan hareketli olduğu için bunun tüm Akdeniz kıyılarında bir harekete dönüşmesi lazım. Tek başına Avrupa kıyılarını temizlemenin bir anlamı yok. Gerçekten akıllarına yattı ve hareketi globalleştirmeye karar verdiler. Ben Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı’nda (PAGEV) başkan yardımcısıyım. PAGEV olarak sorumlu endsütrü kavramı içinde Türkiye’de de bu uygulamayı destekleyelim dedik. Bu girişimden sonra geçen haziranda Anna Rosbach, “Biz kendi aramızda karar aldık, sizi de Ortadoğu, Afrika ve Türkiye başkam yaptık, o bölgenin sorumlusu sizsiniz” dedi.

fiu ana dek WFO kapsamında sorumlu olduğunuz kıyılarda ne gibi çalışmalar yaptınız?
Bölgemizdeki en önemli çalışma Lübnan’ın Sayda Limanı’nda yaptığımız oldu. Sayda’nın şöyle bir önemi var: Lübnan’da 1982’de iç savaşın içinde ülke harabeye dönüyor. Aklı evvelin biri bu molozları denizin kıyısına yığıyor. Ülke karışık olduğu için o sırada çöpleri de oraya atıyorlar. Ondan sonra Sayda, şehrin çöplüğü oluyor. Her dalga geldiğinde bir miktar çöpü alıp diğer kıyılara taşıyor. Yıllardır bütün Akdeniz’de en çok kirlilik yapan bölge orası. Oranın temizliğiyle ilgili WFO’nun da bir parçası olduğu bir proje vardı. Çöpün oradan alınıp başka bir yerde rehabilite edilmesi için Avrupa Yatırım Bankası (AYB) finansman sağladı. WFO’da var olan kıyı atığının temizlenmesi içi çalışacaktı. AYB’nin Lübnan devletine verdiği para bankadan bir şekilde kayboldu.

Oradaki en büyük skandallardan biridir. WFO ise kıyı temizleme çalışmalarına devam etti, bir de dalgıçlarla deniz dibi temizliği yaptık. 3-4 hafta önce Jeremy Irons, Sayda Limanı ile ilgili “Thrash” (Çöp) diye bir film yaptı. Ayrıca Mısır’da bir faaliyetimiz var. Oradaki proje ortağımızla Mısır kıyısındaki atıkların envanterini çıkarıyoruz

Türkiye'de deniz kirliliği açısından en kritik bölgeler hangileri?
Türkiye’de maalesef katı atık depolama noktasında çok istenilen yerde değiliz. Marmara’da bile birçok belediye hala Marmara Denizi’ne deşarj yapıyor. Dolayısıyla en büyük sorun kara atıklan. Zaten bu, dünyada da böyle. Denizdeki atıkların yüzde 80’i karasal kaynaklıdır. Türkiye’de ağırlıklı olarak belediyelerin depolama alanlarıyla ilgili sorun var. Belli yerlerde katı atık depoları denizin yakınında. İskenderun Kör-fezi’nde böyle bir risk var. Marmara’da ve Akdeniz’de değişik kıyılarımızdaki belediyelerin katı atık depolama alanlarında sorun var. Onların kıyıda olmasının hiçbir anlamı yok.

Kıyılarımızdaki temizlik sırasında daha çok ne gibi atık türleriyle karşılaştınız?
En yüksek rakam sigara izmaritlerinde. Onun dışında plastik şişeler var. O konuda iki çalışma var elimizde. Fethiye’de Türk Deniz Araştırmaları Vak-fı’nın (TÜDAV), yaptığı bir çalışma var. Bir de Ocean Saving (Denizleri Kurtarmak) diye uluslararası bir organizasyon her yıl Türkiye kıyılarındaki atıkların envanterini çıkarıyor. Orada yapılmış envanterde tıbbi atıklar bile var.

Toplanan atıkların dönüştürülmesi için çalışmalarınız var mı?
Sistem şöyle çalışıyor: Hala kullanılabilir durumda olanları mekanik dönüşüm dediğimiz sistemle parçalayıp tekrar ürüne dönüştürme imkanı var. Ancak denizde çok uzun süre kalmış ve geri dönüşümün ekonomik değeri artık bulunmayan parçaları İZAY-DAŞ yakma tesislerinde yakarak enerjiye dönüştürüyorsunuz. Plastik yandığı zaman kömürden daha iyi enerji verir.

Hangi sektörlerin bu konuda öncülük yapmasına ihtiyaç var?
Sorumlu endüstri kavramı içinde baktığınızda eğer atıklar arasında ağırlıklı izmarit varsa sigara endüstrisi işin içinde olmalı. Sonra metal kutular var, kutu kola gibi, onlar da yoklar. Cam ürünleri yüzey atığı olarak değil ama deniz dibine düşüyor, dolayısıyla onların da olması lazım. Dünyada artık sürdürülebilir iş yapma modeli diye bir şey var. Ben işimi yapıyorum, parayı cebime koyup gidiyorum devri geçti.

SÜRİYE’DEKİ SAVAŞ HATAY KIYISINI KİRLETİYOR”
TÜDAV'ın bir araştırmasına göre Türkiye'de deniz kıyılarındaki atıkların yarıdan fazlası Türkiye kaynaklı değil. Bunu önlemenin tek tekniği dünya çapında bir hareket oluşturmak. Sayda bizim kıyılara çok yakın olduğu için oradan atık geliyor. Suriye'de olaylar çıkıyor, belediye katı atık sistemini çalıştıramayınca Lazkiye kıyısına yığılan atıklar, Hatay'ın Samandağ ilçesine geliyor. Bu öyle girift bir konu ki Karadeniz kıyılarında yapılan bir araştırmada Pasifik Okyanusu'ndaki bir ada ülkesinin atıklarına rastlanmıştı. Çünkü atıklar suyla seyahat ediyor. Çöpü attığınızda kaybolmuyor, dünyanın bir yerinde mutlaka çıkıyor. Herkes kendi kapsının önünü tabii ki temizleyecek ama aynı zamanda bir grup çalışması gerekiyor. Tek başına ben Türkiye'nin etrafını temizledim dediğin zaman çok bir şey ifade etmiyor. Yunanistan da bu açıdan çok sorunlu bir ülke.

“EN AZ İLERLEDİĞİMİZ YER TÜRKİYE”
Sayda Limanı'nda yaptığımız çalışmalarda AB kaynaklarından destek gördük. Oranın yerel hükümeti ve kamu otoriteleri dışında bizim EUPC'nin de katkıları oldu. En az ilerlediğimiz yer Türkiye. Çevre Bakanlığı projeyi beğendi. Ama biz istiyoruz ki bu işi denizi en iyi bilenler olan balıkçılar yapsın. Onların da bu fonların balıkçılara verilmesi konusunda biraz çekinceleri var. Geçen yıl Green Peace'in aşırı avlanmayı engellemek için "Seninkinin boyu kaç" diye bir kampanyası vardı. Balıkçılar o zaman biz takaları satacağız diye isyan ettiler. Çünkü adamlar da diyor ki "Bizim işimiz balık. Balık olmadığı zaman ne yapacağız" Biz aynı zamanda onlara bir iş de öneriyoruz. Çünkü adamlar gidip o fonla balık yerine plastikleri avlayıp geri getirdiklerinde belli bir para alacak. Çevre Bakanlığı kendi fonuyla o gırgır dedikleri aletlerle temizlik yapacağına balıkçıları fonlasa birçok soruna çözüm olacak.

 

Haberin orjinal hali:

http://www.capital.com.tr/temiz-deniz-icin-isbirligi-sart-haberler/26094.aspx?2.Page