Akşam Gazetesi Yazarı Funda Özkan 20.08.2014 tarihli köşesinde SEM Plastik'in havacılık tecrübelerini kaleme aldı.

Uçakta canımız niye domates suyu çeker?

20 Ağustos 2014 Çarşamba - Aksam.com.tr

FUNDA ÖZKAN 
funda.ozkan@aksam.com.tr

Cem Yılmaz’ın esprisiydi. Sanki hepimiz ayağımız toprağa değerken her gün domates suyu içiyoruz da, uçakta alışkanlıkla tercih ediyoruz. Bugüne kadar vücudumuzun C vitamini eksikliğine bağlayan oldu, hatta birbirinden görüp bilinçaltı imrenmeye götürenler oldu. İşin sırrını aile şirketi SEM Plastik’in Genel Müdürü Yavuz Eroğlu anlattı: 

“Uçak havadayken kabin basıncı, yerdekine göre daha düşüktür. Uçarken yolcuların hissettiği, yüzde 15’e denk gelen düşük hava nemi ve deniz seviyesinden 2 bin 500 metre yükseklikteki hava basıncıdır.” 
Yani, uçakta kendimizi 2 bin 500 metre yükseklikteki bir dağdaymış gibi basınç altında hissediyoruz.” 

Devam ediyor Yavuz Eroğlu: 
“Dikkat ettiyseniz, en yüksek miktarda domates suyu tüketilen ortam uçaklardır. Uçakta içilen domates suyunun tadı, yerde içilenden daha lezzetlidir. Uçaktaki domates suyu için genel olarak taze, meyvemsi ve yuvarlak bir tadı var denilir. Bunun sebebi ise alçak basınçta meyve aromalarının daha kolay açığa çıkmasıdır. Yani tadın yüzde 80’lik kısmının kokudan kaynaklandığını düşünürsek, uçakta tüketilen domates suyunun daha lezzetli tat verdiği ortaya çıkar.” 

Bilimsel bir bulgu daha: 
“Tadın yüzde 20’sini dilimizle, yüzde 80’ini ise burnumuzla alıyoruz. Ayrıca beynimizin tat ile oluşturduğu algı ve beklenti de yemeğin tadını tahmin ettiğimizden çok daha fazla etkiliyor.” 
Sözün özü uçakta domates suyunu bir yolcu istediği anda tüm uçağı güzelim domates kokusu sarıyor. 

Kaliteden geçti, deniz seviyesinden şikâyet aldı

Türk Hava Yolları (THY) ikram ettiği yiyecek ve içeceğin plastik kaplarını eskiden yurtdışından ithal ediyordu. SEM Plastik, 1980’lerin sonunda “Ben üretirim” diye işe koyuldu, o günden bu yana dünyanın en büyük 10 havayolu şirketinden 7’sine plastik bardak, tabak, çatal-bıçak satıyor. 

Yavuz Eroğlu, sohbetimizde ‘satılanın salt plastik tabak, bardak’ olmadığını çok güzel örnekleriyle anlattı.  
Hiçbir iş basit değildir, içinde sorgulama, araştırma ve geliştirme varsa başarı gelir. 

Yavuz Eroğlu anlatıyor: 
“Türkiye’de ilk kez THY için plastik kristal bardağı Malatya’daki fabrikamızda ürettik, dizaynını yaptık. Her üretim partisi sonrası birçok kalite testinden geçirdik, sıcak su nedeniyle yumuşayıp deforme olup, olmadığının inceledik. 
10 yıl kadar önce Malatya tesislerinde yaptığımız üretimden bir süre sonra müşteri şikâyetleri gelmeye başladı. 
Şikâyetler, İstanbul, İzmir ve Antalya ağırlıklı müşterilerimizden geliyor, diğer illerdeki müşterilerimizden ise hiçbir şikâyet gelmiyordu.” 
Tekrar tekrar testler yapılıyor ama Malatya’daki fabrikada ürünler ısı testinden başarıyla geçiyor. Bir de İstanbul’daki fabrikada müşterilerden geri alınan ürünler test ediliyor ve ortaya çıkıyor ki bardaklar ısı ile temas ettiğinde deforme oluyor. 

Yavuz Eroğlu, “En basit fizik kuralını atlamıştık. Su, deniz seviyesinde 100 derecede kaynasa da, deniz seviyesinden yüksek yerlerde daha düşük ısılarda kaynıyordu. Dolayısıyla denizden 1.100 metre yükseklikteki Malatya’da su 100 dereceden daha düşük derecede kaynadığı için Malatya’daki düşük ısıda yapılan testten geçen bardak deforme oluyordu” diyor.