TURMEPA Deniz Temiz Dergisi'nin Sem Plastik Yönetim Kurulu Başkanı ve PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu ile Röportajı

DÜNYADA EN FAZLA KULLANILAN AMBALAJ OLMASINDAN DOLAYI, ÇEVRE KIRLILIĞINDE DE EN FAZLA DIKKAT ÇEKEN MALZEME, PLASTIK OLUYOR. PAGEV BAŞKANI YAVUZ EROĞLU, “PLASTIĞIN YARATTIĞI BIR KIRLILIK VAR AMA BÜTÜN OLARAK BAKILDIĞINDA KIRLILIKTEKI EN BÜYÜK PAY PLASTIĞE AIT DEĞIL” DIYOR VE EKLIYOR: “DENIZIN ALTINDA KALAN ATIKLAR GÖRSEL KIRLILIK YARATMADIĞINDAN, KAMU VE KURUMLARCA EN FAZLA PLASTIK DILLENDIRILIYOR.”

 

Türkiye’nin lokomotif sektörleri arasında yer alan plastik sanayisinin önde gelen kuruluşlarından Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı’nın Başkanı ve Avrupa Birliği çatısı altında faaliyet gösteren Waste Free Oceans’ın Yönetim Kurulu Üyesi Yavuz Eroğlu ile plastik sektörünü ve çevresel yansımalarını konuştuk.

Plastiğin diğer atıklardan daha fazla ön planda olmasının nedenini görsel kirlilik olarak değerlendiren Eroğlu, kirlilikteki en yüksek payın plastiğe ait olmadığını söylüyor.

PAGEV’i daha iyi tanıyarak başlayalım isterseniz...

PAGEV, Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı olarak 1989 yılında kuruldu. 700 civarında aktif üyemiz bulunuyor ve Türkiye'deki plastik sektörü değer zincirinin ciro olarak yüzde 88'inden fazlasını temsil etmekteyiz. Plastik Sektörünün Birleştirici Gücüyüz. Sektörün sorunlarını çözmek için kamuda, yurt içinde ve dışında aktivitelerde bulunuyoruz. PAGEV sadece plastik sektöründe değil, sektörün yan dalları olan kauçuk, kompozit gibi alanları da kapsayan bir çerçevede mesleki sivil toplum örgütü olarak faaliyet gösteriyor. Bunun yanında çalışmalarımızın önemli bir kısmını çevre ile alakalı işler oluşturuyor. Plastik, çevre ve sağlık üçgeninde etkin bir biçimde çalışıyoruz.

Yoğunluğunuzun büyük kısmını çevresel işlerinin oluşturması, kirlilikte en çok plastiğin suçlanıyor olması mı?

Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün yayınladığı rapora göre, dünya denizlerinde bulunan atık miktarı yaklaşık olarak 150 milyon ton. Her sene de yaklaşık 8-10 milyon ton atık denizlere karışıyor. Bu atığın yüzde 70’i denizin dibine çöküyor, yüzde 15’i kıyıya vuruyor ve geriye kalan yüzde 15’i de denizin üzerinde yüzüyor. Bunlar arasında plastiğin ön plana çıkmasının nedeni ise plastiğin “yüzme biliyor” olması. Denizin altında kalan atıklar görsel kirlilik yaratmadığından kamu ve kurumlarca en fazla plastik dillendiriliyor. Plastiğin yarattığı bir kirlilik var ama bir bütün olarak bakıldığında kirlilikteki en büyük pay plastiğe ait değil.

Ellen Macarthur Foundaiton’ın son yayınladığı rapor da deniz kirliliğinde yine plastiğe dikkat çekiyor ama..

O rapor gerçekten çok önemli. Dünyanın en önemli denetleme şirketleri Deloitte, McKinsey ve Ernst and Young bu raporu Avrupa Birliği için beraber hazırladılar. Bu raporun içinde çok fazla ayrıntı, önemli bilgi ve acil müdahale edilmesi gereken durum var. Ama rapor yayınlandıktan sonra basında manşete sadece plastik kısmı taşındı. Yanlış anlaşılmasın, burada kesinlikle plastiği övmüyorum.

Atık sorunu çok ciddi bir mesele. Ancak o raporda plastikten çok daha fazlası da var. Denizdeki atığın yüzde 80’i karadan denize taşınan atıklar. Karadaki kirliliğin genel sebebi ise devletlerin kötü “atık yönetim sistemi”. TÜDAV’ın Karadeniz'de yaptığı bir çalışmada görüldü ki, denizdeki çöplerin yüzde 53’ü Türkiye kaynaklı değil. Su, global olarak hareket ediyor ve çöpleri taşıyor.

Dünyada bu global hareketliliğe en fazla katkıda bulunan ülkeler ise gelişmekte olan ülkeler ile kanun ve altyapıları yetersiz olan gelişmemiş ülkeler. Çin’de sadece geçen yıl, yanlış atık yönetiminden sebep, denize karışan atık miktarı 8 milyon ton.

Bu listede Türkiye nerede?

Türkiye de çok parlak bir yerde değil. Marmara Denizi’nde bile bugün sistemli işleyen bir atık yönetimimiz yok. Bugün hala daha 701 tane vahşi depolama alanımız var ve bunların büyük çoğunluğu deniz kıyılarında bulunuyor. Elbette her şeyi devletten beklememek lazıma ama atık yönetimi dediğimiz “medeni sistemi” devlet sağlamalı. Altyapıyı vatandaş kuramaz.

 

Plastik sektörünün birleştirici kuruluşu PAGEV, çevresel anlamda bu noktada mı rol alıyor?

Plastiğin geri dönüşüme kazandırılması sektör adına oldukça önemli. Bu durum sektörün hem çevre hem de ekonomiyle paralel giden bir sürdürülebilirlik kazanması adına son derece önemli. Geri dönüşüm, firmaların menfaati ile çelişen bir durum değil. Çünkü plastiğin hammaddesinde dışa bağımlıyız, Türkiye’de üretimi yetersiz. Şu an üzerinde en fazla çalıştığımız meselelerden biri “sıfır atık”. Bugün yerel yönetimler atıkların büyük bir kısmını gömüyor. Plastik atıkların gömülmesinin engellenmesi konusunda yoğun çabalarımız bulunuyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunduğumuz projelerimiz var. Sektörlerin sürdürülebilir olması için toplumla barışık olması lazım. O nedenle bu çalışmaları birer lütuf olarak yapmıyoruz. Toplumda plastiğin fazla tercih edilir olmasının nedenleri var; çabuk ulaşılabilir, sağlam, uzun ömürlü ve ucuz. İşin bir de çevresel kaygıları giderilirse devamlı ve karlı olur. Tüm bunları sağlamak için geri dönüşüm işletmemiz PAGÇEV'i kurduk. PAGÇEV, kar amacı gütmeyen ve sadece işin çevresel boyutunu düzenlemek ve devamlılığını sağlamak için uğraşıyor. Geçtiğimiz sene 51 belediye ile çalışarak 170 bin ton atığı geri dönüşüme sokup üretime kazandırdık. 10 milyon insanın atığını PAGÇEV topladı ve sadece plastiği değil; metal, cam, kağıt gibi farklı atıkları da topladı.

Atığı nasıl topluyorsunuz, süreç nasıl işliyor?

Devlet; markalara, piyasaya sürdükleri ambalajın belirli bir yüzdesini yeniden üretime sokmalarını şart koşuyor. Normal şartlar altında firmalar piyasadaki plastiği toplamalı, cinsine göre ayırmalı sonrasında bir tesise gidip geri dönüştürmeli ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na gidip görevini yerine getirdiğini gösteren belgeleri teslim etmeli. Ancak bu meşakkatli bir iş ve çoğu şirket bununla uğraşmak istemiyor. Piyasada bu süreci şirketler için PAGÇEV, ÇEVKO ve TÜKÇEV yapıyor. Firmalar için gerekli olan plastiği anlaşmalı olduğumuz belediyeler adına topluyoruz. İşin tüm kontrol ve takip süreçlerini de PAGÇEV olarak biz üstleniyoruz. Markadan tüm bu sistemin bedelini alıp işi onun adına hallediyoruz ve artı bir değer kalırsa da onu da eğitime ve bilinçlendirmeye harcıyoruz. Çünkü Bakanlık, elde edilen gelir ile eğitime de pay ayıracaksınız diyor. Bu güzel hikâyenin arka planında ise son derece meşakkatli bir süreç ve bürokrasi var. Ama yine de severek yapıyoruz. Çünkü hem işimize hem çevreye hem de topluma saygımız var. Diğer yandan, Türkiye’de sorunlu endüstri kavramını düzeltmek adına da mühim bir iş yapmış oluyoruz.

 

 

Atık toplama tesisleri sayı olarak yeterli mi Türkiye’de?

Tesisler sayı olarak yeterli ama nitelik olarak yetersiz. Kuralına göre toplanıyor mu, kaliteli ürün elde ediliyor mu, sonuç olumlu mu, tesisin belgeleri tam mı, bunları sormak lazım. Bu alanların belediyeler ve bakanlıklarca doğru bir şekilde kontrol edilmesi ve denetlenmesi şart. Çünkü işin reel kısmı bu kurumlarda bitiyor.

PAGEV, eğitim noktasında nasıl rol üstlenmiş durumda?

PAGEV olarak iki tane vakıf okulumuz (teknik lise) ve bir tane de iktisadi teşekkülümüz (PAGÇEV) bulunuyor. Teknik okullarımızın dışında da eğitim ve bilinçlendirme konusunda aktif olarak çalışıyoruz. Türkiye’deki okullarda, farklı eğitim kurumlarında yüzlerce öğrencinin ambalaj atıkları konusundaki eğitimini de PAGÇEV üstlenmiş durumda. Bu eğitimleri, çalıştığımız belediyeler ile birlikte de yürütüyoruz. Son dönemlerde kapı kapı dolaşıp eğitim vermeye başladık. Tüm bu anlattıklarımızı daha basit ve daha anlaşılır şekilde insanlara aktarıyoruz. Broşürler, kamu spotları hazırlıyoruz.

 

TURMEPA denizcilik alanında bir ilk ve en önemli kuruluş. TURMEPA’nın eğitimlerle alakalı çok ciddi çalışmaları bulunuyor. 1994 senesinde İTÜ’de Çevre Kulübü’nü kurmuştum. Kurduktan birkaç sene sonra da TURMEPA’yı ziyaret etmiştim. O dönemlerde dahi çok önem verdiğim bir kuruluştu. Türkiye’de o zamanlarda deniz atıklarının toplanması, deniz temizliği ve bu konu ile alakalı bilinç oluşturmaya çalışan bir kuruluş yoktu ki, bugün bile çok az. Çevre meseleleri ile alakalı bir liste yapsak ve sıralama oluştursak deniz, çok arkalarda kalır. Bu, 1994 senesinde daha vahim bir haldeydi. Bugün dahi deniz atıklarının yarattığı problemlerle alakalı olarak toplumun büyük bir kısmının bir fikri yok. Deniz atığı, görsel kirliliğin ötesinde bir konu. Ekolojik bir mesele ve bununla alakalı çalışmalar yapıyor olması büyük bir saygı yaratıyor. Zararlı olduğu iddia edilse de günlük yaşamımızın her Önümüzdeki dönemlerde ortak çalışmalar yapmayı umuyoruz.

ATIKSIZ DENIZLER PROJEMIZ BALIKÇILARA EK GELIR SAĞLIYOR

Avrupa Birliği çatısı altında kurulan Waste Free Oceans’ın Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Başkanı olan Yavuz Eroğlu, bu vakfı kurma amaçlarının “Atıksız Denizler” projesi olduğunu söylüyor. Projenin Türkiye’de “Mutlu Balıklar” diye yürütüldüğünü ifade eden Eroğlu, proje kapsamında, denizdeki atıkların balıkçılar ile birlikte planlı bir şekilde toplanıp, geri dönüştürüldüğünü belirterek şöyle devam ediyor: “Amacımız bir yandan denizleri temizlemekken diğer yandan kamu otoritesini harekete geçirmek. Sorumlu balıkçılık, sorumlu plastik sanayisi, sorumlu kamu oluşturduk. Vakıf şu anda Avrupa’nın ve

Türkiye’nin pek çok yerinde faal olarak çalışıyor. Türkiye’de bu proje kapsamında Adalar Belediyesi ve TUBİTAK ile ortaklaşa yaptığımız çalışmalar bulunuyor. Ancak hala daha Türkiye’de Avrupa’daki kadar yol alamadık. Bunun en önemli nedeni ekonomik. Biz vakfı kurduktan sonra Avrupa’da lobi yaptık ve atık balıkçılığını Avrupa’da yasallaştırdık. Fakat Türkiye’de atık balıkçılığı kavramı henüz bulunmadığından henüz Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan bir fon alamadık. Bu fonu alabilirsek burada da işler daha hızlı ilerleyecektir. Çünkü bu, balıkçılara ek bir gelir kapısı da sağlayacaktır.”

PLASTIĞIN UCUZ OLMASI HEM AVANTAJ, HEM DEZAVANTAJ!

Zararlı olduğu iddia edilse de günlük yaşamımızın anında kullandığımız plastiğin, 1950’lerde dünyadaki kullanım miktarı 1,5 milyon ton iken bugün yaklaşık 340 milyon tona ulaştı. “Çünkü plastik, cam, metal ve ağaç gibi pek çok başka maddenin yerini aldı” diyor PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu ve ekliyor: “Tüm bunların yerini almasının nedeni birçok özelliği içinde barındırmasından kaynaklanıyor. Kolay şekillenmesi, istenilen renge bürünmesi, kolay ulaşılması ve daha da önemlisi ekonomik olması. Plastik isterse ipekten yumuşak, çelikten sert olabilir. Tüm bunların yanında ucuz olması en büyük problemi. Diğer ambalajlara göre daha ucuz olması, toplanma bakımından da onu en son sıraya koyuyor. Ambalaj toplama işinde kazanç birim maliyetten hesaplanıyor. Özgül ağırlığı düşük olduğundan cam ve metal kadar para da etmiyor. Bu nedenle toplayıcılar da plastiği göz ardı edebiliyor. O nedenle plastiğin kaynağında ayrı toplanması çok önemli. Böylece doğaya zarar vermeden hızlıca geri dönüşüme gönderilebilir.”

 

“HAYATIN HER DÖNEMİNDE VE HER AN KOŞMAYA HAZIR OLMAK LAZIM!”

1973 yılında İstanbul’da doğan Yavuz Eroğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra iş hayatına aile şirketi olan SEM Plastik’te başladı. Şirketin birçok kademesinde görev aldıktan sonra 2002 yılından bu yana şirketin yönetici pozisyonunda bulunuyor. İş hayatının yanı sıra sivil toplum örgütlerinde de aktif olarak yer alan Eroğlu, Türkiye ve yurt dışındaki pek çok dernekte görev yapıyor. Avrupa Plastik Üreticileri Birliği’nin İcra Kurulu Üyeliği (EUPC)’ne seçilen ilk Türk iş adamı olan Yavuz Eroğlu’nun, kurucu başkanı olarak “İstanbul Teknik Üniversitesi (İ.T.Ü.) Çevre Kulübü” ile başlayan çevrecilik serüveni, Avrupa’da kurulan Waste Free Oceans (Atıksız Denizler) Vakfı’nın Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Başkanlığı ile devam ediyor. Yavuz Eroğlu’nun iş dünyası ve sektördeki koşuşturması, sosyal yaşamında da pek farklı değil. İş yaşamımdaki yoğun stres ve tempoyu yurt içi ve yurt dışında maraton koşularına katılarak atıyor. Bu alanda çeşitli madalyaları da var. Yavuz Eroğlu, iş ve sosyal hayatındaki yaşam felsefesini şu sözleriyle özetliyor: “Hayatın her döneminde ve her an koşmaya hazır olmak lazım!”

 

Röportajın PDF halini görmek için lütfen bu linke tıklayınız.