Karda İz Bırakanlar…

Yavuz EROĞLU – PAGEV 1. Başkan Yardımcısı, SEM Plastik Genel  Müdürü

Şair-Yazar Sunay Akın’ın PAGEV İftarında altını çizdiği, “Hezarfen” kelimesinin anlamı olan “ 100 ilim dalında uzman kişi “ kavramı çok ilginç geldi. Bu kadar konuda bir insan nasıl uzmanlaşabilir, nasıl bu kadar detaya hakim olabilir diye düşünmekten kendimi alamadım. Sonra günümüzde, her işin ve ilmin ulaştığı derinliği ve detayı düşündüm…

Her iş uzmanlıktır. Her işi tutkuyla sevmek ve detayına inmek başarıya ulaşmak için esastır.

Türkiye’de ilk kez üretimini, firmamızın yaptığı ve dizaynı tarafımızdan yapılan Plastik Kristal Bardağı, İstanbul ve Malatya’da bulunan fabrikalarımızda üretmekteyiz.

Üretilen Kristal bardaklar, her üretim partisi sonrası birçok kalite testinden geçirilmekte ve her lot ile ilgili kalite belgeleri onaylanmakta-arşivlenmekte ve yine her partiye ait üretim numuneleri arşivde saklanmaktadır.

Yapılan testlerden bir tanesi de; üretilen bardakların sıcaklığa dayanması ve sıcak su sebebiyle, yumuşayıp deforme olup olmadığının incelenmesidir. Bunun için de ayrı bir test prosedürü uygulanmakta ve kaynar suya bardağın nasıl dayandığı gözlemlenmektedir. Bu test için su kaynatılmakta ve kaynayan su, bardağa dökülüp, bardağın boyunda veya eninde küçülme, bükülme vs. şekil değiştirme olup olmadığı ölçülmekte ve gözlemlenmektedir.

Bundan 10 yıl önce bu konuda ilginç bir tecrübe yaşadık. O tarihlerde,  Avrupa’ lı büyük bir hammadde tedarikçisinden aldığımız, hammaddemizle Malatya tesislerinde üretim yapılmış ve nihai ürün bir takım testler sonrasında piyasaya sürülmüştü. Bir müddet sonra satış ekibimizden, müşteri şikayetleri alınmaya başladı. Müşteri şikayetleri İstanbul, İzmir ve Antalya ağırlıklı müşterilerimizden gelmekte olup diğer illerdeki müşterilerimizden ise şikayet gelmiyordu.

Hemen acil gündemle toplanan satış ekibi ile konuyu masaya yatırdık. Öncelikle o üretim lotlarına ait kalite belgeleri ve tutulan üretim kayıtları incelendi. İncelememiz sonucu ürünlerin tüm testleri geçtiğini tespit ettik. Peki nasıl oluyordu da fabrikadaki ısı testini geçen ürünler, müşterilere ulaşınca, sıcak koşullarda deforme hale geliyordu ? Öncelikle testlerin doğruluğunu kontrol etmek için Malatya Fabrika kalite ekibinden, o lota alınan numuneleri tekrar teste tabi tutmasını istedik. Sonuç ilginçti. Bardaklar ısıya dayanıyordu!! Daha da ilginci şikayet aldığımız müşterilerden iade aldığımız ürünleri, İstanbul fabrikamızda test ettiğimizde, ısı ile yamulduklarını tespit ettik. Müşteriler haklıydı. Ama fabrikamız da testin sonuçlarında ısrar ediyordu.

Uykusuz geçen ve her adımı sorguladığımız iki zor günün sonunda, çözüm bulundu. En basit fizik kuralını atlamıştık. Su, deniz seviyesinde 100 derecede kaynasa da, deniz seviyesinden yüksek yerlerde daha düşük ısılarda kaynıyordu. Dolayısıyla denizden 1.100 metre yükseklikteki Malatya’da su 100 dereceden daha düşük derecede kaynıyor ve bu düşük ısıdaki su ile yapılan testten çıkan sonuç ile deniz seviyesinde yer alan İstanbul, Antalya, İzmir illerinde bulunan tüketici müşterilerin suyu 100 derecede kaynadığı için bardak yamuluyordu.

Derhal tüm deniz seviyesindeki illere satılan malları piyasadan geri çektik. Sorun çözülmüştü.

Peki daha önce üretilen bardaklara ne mi oldu ?

Bu bardakları, deniz seviyesinden yüksek illere ve havayolu müşterilerimize vererek sorunu çözdük.

Çok prestijli büyük bir Avrupalı havayolu müşterimizden bir şikayet aldık. Şikayetin konusu; havayolu müşterilerinin seyahat esnasında içtikleri limonlu içeceklerin, bizim ürettiğimiz bardağımızda ekşi bir tat aldığını ve dolayısıyla bardağın, içeceğin doğal tadını bozduğuydu. Çok ilginçti...

Hemen müşterinin şikayeti konusunda ekibimiz ile denemeler yaptık. Sonuç olarak böyle bir durumun söz konusu olmadığını tespit ettik. Biraz detaya inince, limonlu içeceklerin tatlarının,  uçak içerisinde insanlara daha ekşi geldiğini anladık.

Ancak bu durum bizim ürünümüzle ilgili değildi. Nitekim business class ta servis edilen cam bardaktaki limonlu içecekte, normal günlük içtiğimiz limonlu içeceklerden daha ekşi tat ile gelmekteydi.

Konuyu bu haliyle elbette bırakmadık, biraz daha detaya girdiğimizde gördük ki, tadın %20’sini dilimizle , %80’ini ise burnumuzla almaktaydık. Ayrıca beynimizin tat ile oluşturduğu algı ve beklenti de yemeğin tadına çokça etki etmekteydi.

Uçak ortamında, havada ve yerde oluşan en büyük fark basınç farkıdır. Uçak havada iken kabin basıncı, yerdekine göre daha düşüktür. Havada uçarken yolcuların hissettiği %15’e tekabül eden düşük hava nemi ve deniz seviyesinden 2.500 metre yükseklikteki hava basıncıdır. 2.500 metre yükseklikteki bir dağda hissedilen basınç altında hissederiz kendimizi. Düşük basınçta şekerin ve tuzun tadı daha az hissedilir. Bu sebeple, uçakta yenen yemekler, yerdekine göre %20-%30 daha tuzsuz ve %15-%20 daha şekersiz tat hissi verir. Bu sebeple uçak yemeği hazırlayan şirketler, yemeğe yerdekine göre, %20-%30 daha fazla tuz ve %15-%20 daha fazla şeker katarlar.

Çarpıcı bir örnekte domates suyu ile ilgilidir. Dikkat ettiyseniz en yüksek miktarda domates suyu tüketilen ortam uçaklardır. Uçakta içilen domates suyunun tadı, yerde içilenden daha lezzetlidir. Bu konuda uçaktaki domates suyu için genel olarak taze, meyvemsi ve yuvarlak (degustator tabiri ile) bir tadı var denebilir. Bunun sebebi ise alçak basınçta meyve aromalarının daha kolay açığa çıkmasıdır. Yani tadın %80’lik kısmının kokudan kaynaklandığını düşünürsek, uçakta tüketilen domates suyunun daha lezzetli bir tat verdiği ortaya çıkar.

Yukarıdaki, yaşanmış çok küçük iki örnekte olduğu gibi, hiçbir iş basit değildir. Her iş detayına girdiğinizde; uzmanlık, tecrübe ve bilgi birikimi gerektirir. Birikim bazen bize eğitimle, bazen de işin içinde görerek, bazen de bizzat kendimizin tecrübe etmesi  ile yaşayarak kazanılır. En güzel tecrübe tabii ki eğitilerek ve görerek kazanılandır. Çünkü bizzat kendimizin deneyerek, yaşayarak kazandığı tecrübeler hiç de ucuz değildir.

Kışı kar altında geçiren Anadolu köylerinde, çocukların neredeyse bellerine kadar gelen karlı yollarda, okulun yolunu bulması için, büyükler önceden yolu yürüyerek karda adımlarıyla iz bırakır ve minik örgenciler bu yoldan, her yeri kaplayan beyaz örtü içinden açılan patikadan okullarına ulaşırlar.

Sektörümüzün bugüne gelmesinde büyük emeği geçen, birçok pahalı tecrübeyi bizim adımıza gerçekleştiren ve bize aktaran, başardıklarıyla, başaracağımıza olan inancımızı arttıran, karda iz bırakan tüm büyüklerimize duayenlerimize teşekkürü borç biliyoruz.