Devleşen Ekonomi Çin in Petrokimya Stratejisi, İşimizi Nasıl Etkiler?

Çin; ABD , Japonya ve Almanya ile birlikte dünya`nın en büyük ekonomilerinden biri olmayı sürdürüyor.. Ekonomik krizin yaşandığı 2008 senesinde , bu dört ülkenin toplam Gayri Safi Milli Hasılası (GSMH) , toplam Dünya GSMH'sının yarısını oluşturmaktaydı. Bu dört dev arasında Çin 1990'lı yıllardan itibaren en hızlı büyüyen durumundadır. Hatta görünen o ki , bu hızla büyümeye devam ederse Çin , çok uzun sayılmayacak bir süre sonra ikinciliğe oynayacak. Bu ekonomik büyüklüğüyle , ve hızlı büyüme oranıyla , Çin ekonomisindeki herhangi bir değişiklik , Dünya ekonomisini direkt etkileyecektir. Bir de bunun üstüne Çin`in en büyük petrokimyasal ürün ithalatçısı konumunda olduğunu eklersek , Çin`in ekonomi ve petrokimya sektörü ile ilgili stratejilerinin , petrokimya endüstrisinin geleceğini belirlemede en temel parametrelerden biri olduğu hemen görülecektir.

Çin , sahip olduğu en önemli ekonomik kaynak olan `emek` yoğun işlere odaklanarak , maliyet avantajını kullanıp , sağladığı rekabet gücü ile fiyat üstünlüğü yakalamış ve bu üstünlüğü , ihracata dönük ölçek ekonomisine dönüştürerek ekonomik mucizesini gerçekleştirmiştir.

İhracata dayalı bu model özellikle 2008 yılında yaşanan ekonomik krizin , Dünya piyasalarına etkisi sebebi ile büyük darbe almıştır. Çin Dünya krizinden nasibini , ihracat sektöründe yaşadığı büyük düşüşle acı bir şekilde almıştır. Bu krizle ihracat pazarlarında , nihai ürünlere talep azalmıştır. Ayrıca Çin yıllar içindeki , uzun büyüme sürecinde , genel maliyetlerin yükselmesi , hammaddelerin pahalanması , çevrenin korunması ile ilgili yasal şartlara uyma zorunluluğu , işçilik maliyet artışları gibi sorunlarla yüz yüze kalmıştır. İç pazarda , talep artsa bile bu artış , miktarı ve düzensizliği sebebi ile ihracatta kaybedilen ivmeyi , kapatacak düzeyde değildir. Cin her ne kadar katma değeri yüksek bir ürün portföyüne doğru çalışma yapsada , hala çok düşük katma değerli bir ürün portföyüne sahiptir.

Çin`de inanılmaz bir vasıfsız işgücü mevcut ve yıllardır Çin yönetimi , bu vasıfsız işgücünü istihdam etmek için yüksek büyüme oranlarına muhtaç.Çünkü ekonomik Çin`de inanılmaz bir vasıfsız işgücü mevcut ve yıllardır Çin yönetimi , bu vasıfsız işgücünü istihdam etmek için yüksek büyüme oranlarına muhtaç.Çünkü ekonomik herhangi bir durgunluk , çok yüksek işsizlik oranlarına ve sosyal rahatsızlıklara sebebiyet verir.

Tüm bu sebeplerden ötürü 2008 yılındaki krizin hemen ardından Çin Hükümeti , ekonomiyi canlandıracak , bir önlem paketi uygulamaya koydu. Bu paketin temeli , dev bir bütçe ile ekonomiyi canlandırmaktı. Bu dev paketin yarıya yakin kısmı özellikle ülkenin altyapı çalışmalarına harcandı. Diğer kısmı depremden zarar gören bölgelerin yenilenmesi , yeni konut projeleri ve çevresel koruma projelerine aktarıldı. Örneğin bu paralarla yeni yollar, havaalanları ,demiryolları , enerji santralleri vs. yapıldı . Harcanan bu paralarla , hem yüksek sayıda işçi istihdam edildi , hem de inşaat sektörü üzerinden , yurtiçinde bağlantılı bir çok sektöre , iş sağlanmış oldu. Ayrıca ileride ülkenin büyümesi için zaten elzem olan bu , bazı ülkelerin -tüketicilerin cebine para koyalım- stratejilerinden çok daha etkili ve hedefe yönelik bir strateji olduğu çok açıktır.

Ayrıca yönetim kendi kontrolündeki bankalar aracılığıyla kredileri rahatlatarak , sanayiye destek oldu.

Bu stratejinin zayıf yanı uzun vadede , özellikle konut sektörüne verilen desteğin zamanla Amerika`da yaşanan gibi bir emlak fiyatı balonuna dönüşmesidir.( Çok şükür şimdilik bu konuda bir işaret yok.)

Çin`in en büyük problemi , iç tüketimin düşük olması. Çin?lilerin ne kadar tutumlu bir kültüre sahip olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçek . Yavaş yavaş genç Çin`in en büyük problemi , iç tüketimin düşük olması. Çin`lilerin ne kadar tutumlu bir kültüre sahip olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçek . Yavaş yavaş genç nesilde bu kültür değişime uğrasa da , hala kişi başı tüketim , dünya ortalamasının çok altında . Bunun arttırması da Çin yönetiminin en önemli gündemi.

Bu altyapı yatırımlarından petrokimya sektörü de nasibini aldı. Çin ekonomik durgunluğu yenmek , istihdam yaratmak ,dışa bağımlılığı azaltmak ve özelliklede uzun vadede yüksek katma değerli ürünlere geçmek adına , bu sektörü de , dev kurtarma paketi içine aldı.al yatırım projelerini tamamlayarak , rafineri ve petrokimya tesislerinin verimliliğini arttırmak , katma değeri yüksek ürünlere ağırlık vermek ve ithalatın yerli üretimle azaltılmasıdır. Bu plan aynı zamanda Çin`in Afrika , Güney Amerika ve Orta Asya?da enerji ve hammadde kaynaklarının kontrolünü sağlamak için yaptığı politik çabalarla da paraleldir.

2009-2010-2011-2012 yıllarına yayılan ve ülkede birçok petrokimya fabrikasının üretime girmesini hedefleyen program oldukça iyi ilerliyor. Tüm fabrikaların ortaya çıkaracakları yeni kapasiteler , Çin`in petrokimyasallarda dışa bağımlılığını azaltacak. Çin şu an çoğunluğunu ithalatla sağladığı petrokimyasallar talebini , yurtiçinden tedarik etmeye yönleniyor. Çin`e mal ihraç etmek üzere oluşturulmuş diğer Uzakdoğu ve Güneydoğu Asya kapasiteleri yeni pazarlar bulmak zorunda kalacaklar . Bu kapasitelerin devreye girmesi ile Çin iç pazarında , ciddi bir rekabet ve marj düşmesi yaşanacak. Özellikle ilk zamanlarda Çin`e yönlenecek Ortadoğu menşeli hammaddeler , yavaş yavaş Avrupa ve özellikle Türkiye pazarına yönelecek. Bu arada ilginç olan Çin pazarında oluşan kapasite fazlalıkları sebebiyle Uzakdoğu kapasiteleri de yine öncelikle Türkiye olmak üzere , yeni pazarlar arayacaktır.

Yaşanacak kapasite artışından ötürü , oluşacak rekabet sebebi ile ; Çin`e petrokimyasal ürün ihraç edenler ,maliyetlerini düşürmeye odaklanacaktır. Hizmet ve uzun soluklu müşteri ilişkileri çok önem kazanacaktır.

Yönetimin aldığı tedbirler paketi ,zamanla iç talebi arttıracak ve Çin`i dev bir tüketici Pazar konumuna dönüştürecektir ve her şeye rağmen Çin Petrokimyasal ürünlerde en Yönetimin aldığı tedbirler paketi ,zamanla iç talebi arttıracak ve Çin`i dev bir tüketici Pazar konumuna dönüştürecektir ve her şeye rağmen Çin Petrokimyasal ürünlerde en büyük ithalatçı konumunu sürdürecektir.

Çin`in kriz döneminde ortaya koyduğu strateji, Türkiye dahil , tüm ülkeler için bir model olarak ortada durmaktadır. Şu an şanslı durumundaki ülkemizin benzer sorunlar yaşamaması dileğimizdir, ama yaşanabilecek sorunlarda , daha önceki tecrübelerden faydalanmakta aklın yoludur. Çin?in petrokimya sektörü ile ilgili stratejisi de uzun vadede , Türkiye gibi 2. Büyük ithalatçı konumundaki bir ülkeyi doğrudan etkileyecektir. Oluşan fazla kapasitelerin ilk hedefi ülkemiz olacaktır. Türkiye`nin özellikle güçlü bir plastik üretici konumuna gelebilmesi için ihtiyaç duyduğu ucuz ve bol hammadde kaynağı yönünden bakılırsa bu kapasitelerin oluşması kısa vadede sevinilecek bir gelişmedir.Ancak uzun vadede , plastik nihai üründe rakibimiz konumundaki Çin`in hammaddesini kendi üreterek maliyet avantajı yakalaması uzun vadede dezavantaj oluşturacaktır. Türkiye Plastik sektörü olarak , milli rafineri ve petrokimyasal üretim kapasitemizin artması ile , çok daha geniş ve sağlam ayaklar üzerine oturan sağlam bir hammadde tedarik zincirine ulaşabiliriz. Yani hem yurtiçinde üretilen tedarik ve fiyat güvenliği sağlayan kaynak , hem de ithalat sayesinde kaynak alternatif ve fiyat rekabeti ile , Türkiye Plastik işleme sektörünü geliştirir ve önce bölgesel ,sonra global bir güç haline getirebiliriz. Tüm bu süreçte en büyük `kontrolsüz gücümüz` olan KOBİ`leri de organize edip , kontrollü bir güç haline getirirsek , Türkiye plastik işlemede hem bir Pazar ,hem de bir tedarik üssü haline dönüştürecek ve bir `Plastik İşleme Ülkesi` markası haline gelecektir.

 

Yavuz EROGLU – SEM Plastik A.Ş. Genel Müdürü